Yaşadığımız Çağda Nasıl Kontrol Altına Alınıyoruz – Psikopolitika | Kitap Yorumu
- Sena Bozkurt
- Dec 28, 2025
- 4 min read

Psikopolitika ismi ilgi çekici öyle değil mi? Hem kapak tasarımı hem de adıyla alanla ilgili olamayan kişilerin bile ilgisini çekebilecek bir kitap.
Byung-Chul Han kore doğumlu bir düşünür. Ağırlık olarak sosyoloji ve felsefe üzerine yazılar yazıyor ama sosyoloji ve felsefe öyle alanlar ki sosyal bilimin her her yanına sirayet ediyor.Örneğin ben medya ve iletişim yüksek lisans programımdaki Enformasyon Toplumu dersi için okumuştum. Bu yazıda da sizinle bu kitap üstüne sohbet etmek istedim. Kahveler, çaylar, şaraplar hazırsa başlayalım!
Byung-Chul Han Psikopolitika adlı kitabında genelde iktidarın özelde sermayenin neoliberal toplumda nasıl bir değişim ve dönüşüm geçirdiğini ve bu yolla hangi iktidar teknikleriyle bireyin özgürlüğünü elinden aldığını göstermeye çalışmaktadır. Kitap 13 bölümden oluşmaktadır. En geniş iki başlığı Özgürlüğün krizi ve Big Data’dır. Bu bölümlerde yapılan çıkarımlar kitabın genelinde tekrar etmektedir. Bu sebeple bu iki bölüme atıf yapmak yanlış olmayacaktır.
Byung-Chul Han kitap boyunca birçok kelimenin anlamını incelemiş ve bu anlamlar üzerinde tartışmalar yürütmüştür. Bunlardan birisi özne kelimesidir. Bugün tabi olduğumuza değil özgür ve kendimizi yeniden tasarladığımız bir proje olduğumuza inanıyoruz. Fakat Özne’nin kelime anlamı (subjekt) tabi olandır. Günümüzde dışsal baskılardan ve ve zorlamalardan kurtulduğumuzu sanıyoruz. Görmediğimiz ve Han’ın da dikkat çektiği nokta şu ki kendimizi daha iyi performans sergilemek gibi içsel baskılara tabi kılıyoruz. Han neoliberal sistemin sunduğu yapabilme özgürlüğünün, yapmalısın’dan daha baskıcı olduğunu savunmaktadır. Yapabilme özgürlüğü, yapmalısından daha fazla zorlama üretir çünkü yapmalısın’ın bir sınırı vardır ama yapabilme özgürlüğünün bir sınırı yoktur.
Han, kitap boyunca yaptığı kelime anlamlarını incelemenin yanı sıra birçok düşünürün fikirlerine değinip küçük bir düşünce tarihi de sunmaktadır. Bu düşünürlerden biris Karl Marx’tır. Marx’a göre üretici güçler bir noktada hakim üretim ilişkileriyle çelişkiye düşecek ve komünist toplum düzeni kurulacaktı. Han, Marx’ın düşüncesi üzerine düşünerek -ki kitap boyunca düşünce üstüne düşünmeyi de fazlasıyla yapıyor- endüstriyel kapitalizm kesintiye uğrayıp komünizme geçilmesi yerine mutasyon geçirdiğini ve gayri maddi üretim tarzına sahip neoliberalizm ve finans kapitalizmine dönüştüğünü söylemektedir. “Bugün herkes kendi şirketinin kendisini sömüren işçisidir.” der Han. Bu çağda özne girişimciye dönüşmüştür ve bu dönüşüm özneyi toplumdan yalıtıp yalnızlaştırmıştır ve bu nedenle de sınıf mücadelesi de insanın kendisiyle iç savaşına dönüşmüştür. Bu yalnızlaştırma da “siyasi biz”in oluşmasını engellemektedir. Bununla birlikte başarız olan özne sistemi değil kendisini sorguladığı içinde öznenin öfkesi kendisine yönelmektedir ve özne devrimci değil depresif olmaktadır.

Han’a göre neoliberalizm yurttaşı tüketici haline dönüştürmüştür. Seçmen olarak da tüketicidir. Siyasi eylem isteği yoktur. Siyasete aynı memnun kalmadığı mal ya da hizmete homurdandığı gibi homurdanıp, şikayet etmektedir. Siyasetçiler de bu ortamda tüketiciyi memnun etmesi gereken tedarikçiler gibi davranmaktadırlar.

Özgürlüğü tehdit ettiği düşündüğü diğer önemli konu ise dijital ağlardır. Dijital ağın başlangıçta sınırsız özgürlük ortamı sunacağı umuluyordu ancak günümüzde dijital ağların kontrol ve denetleme amacına hizmet ettiğini savunmaktadır. Han sosyal medyayı gözetleyen ve sömüren dijital panoptikonlara benzetmektedir. Bentham’ın panoptikonu ile günümüzün dijital panoptikonunu birbiri ile farklı açılardan kıyaslamaktadır. Bu iki panoptikon birbirinden oldukça farklıdır. Bentham’ın panoptikonunda sakinlerin birbirleriyle iletişim kurmaları yasaklanmıştır. Dijital panoptikonda yaşayan sakinler ise yoğun bir iletişim içindedir, böylece dijital panoptikonla gözetlenmek için işbirliği yapmaktadırlar. Bu şeffaflık enformasyon adına talep edilmektedir. Daha fazla enformasyon ve iletişim gayri maddi üretim biçimi için üretimin hızlanması ve artması demektir.
Şeffaflığın özgürlüğü tehdit ettiği noktalardan biri kişinin kendi hakkındaki enformasyonlar üstündeki denetimidir. Kendisi hakkındaki enformasyonun kişinin kendisi tarafından belirlenmesi özgürlüğünün bir parçasıdır. Fakat günümüzde, hiçbir zorlama olmadan özneler kendileri hakkındaki verileri gönülü şekilde vermektedirler. Han’a göre bu özgürlüğün ciddi bir krizini göstermektedir.
Han, Foucault için iki ayrı bölüm ayırmıştır, yine onun düşünceleri üzerine düşünmektedir. Faoucault’ya göre 17. yy’den itibaren iktidar kendini tanrı benzeri bir iktidar değil de disiplin iktidarı olarak göstermektedir. Bu iktidarda önemli olan bedenin özenli kullanımı ve hayatın hesaplı planlanışıdır. Disiplin iktidarı normlardan ve yasaklardan oluşmaktadır. Hem egemen iktidar hem de disiplin iktidarın uyguladığı şey yabancı gücün sömürüsüdür; ikisi de itaatkar bir özne yaratır. Biyopolitik disiplin iktidarı nüfusu yığın olarak görür. Biyopolitika kendini bu nufusü yönetmeye adar. Biyopolitik dispilin iktidarının yönetim şeklidir. Bu yönetim şekli özünden ruhu sömüren neoliberal rejime uygun değildir; nufüs istatistikleriyle psişik olana ulaşılamayacağını savunmaktadır. Han, biyopolitikaya yoğunlaşan Foucault’un neoliberal rejimi açıklamada bu kavramın yetersiz kaldığını farkettiğini açıklar. Ama içinde bulunulan durumu tam da anlamadığını ileri sürer. Han, neoliberal rejimin iktidar tekniği Foucault’un iktidar analizinin kör noktası olduğunu savunmaktadır.. Neoliberal rejim bireyi doğrudan ele geçirmez. Ona göre özgürlük ve sömürüyü kendini sömürme şeklinden biraraya getiren iktidar tekiği Foucault’un gözünden kaçmıştır.
Neoliberal rejiim kişisel gelişim adına bireyin kendini optimize etmesini teşvik etmektedir.
Bu sürekli optimizasyon çabası zihinsel çöküşe yol açmaktadır. Bu çöküş de depresyona sebep olmaktadır ve kişiyi harap etmektedir.
Han, George Orwell’ın 1984 romanıyla neoliberalizmi karşılaştırır. Orwell’ın devletinde eski dili ortadan kaldırmak için yenidil ortaya çıkarılmıştır. Yenidilde kelimelerin sayısı azaltılarak düşüncenin hareket alanı kısıtlanır, özgürlük kavramı da ortadan kaldırır. Günümüzde esas olan ise kelimelerin yok edilmesi değil çoğaltılmasıdır.
Han’a göre dijital panoptikonu tanımlamak için gözetim devleti ifadesi doğru değildir. Bentham’ın Big Brother’ı sakinler tarafında içselleştirilmiştir. Dijital panoptikonda ise kimse kendini gözetleniyormuş gibi hissetmez, özgür hissetmektedir. Bu da Han’a göre neoliberalizmin akıllı bir iktidar oluşunu kanıtlamaktadır.
Üzerinde birçok kez durduğu diğer önemli konu ise Big Data’dır. Günümüzde internette yaptığımız her arama kaydedilmektedir. Günümüzde Big Data ve Big Brother birlikte çalışmaktadır. gözetleme devleti ile Pazar eşit hale gelmektedir. Özgürlüğü tehdit ettiğini savunsa da Han, Big Data’yı abartıldığı kadar başarılı görmez. Ona göre Big Data sadece ekler; bir sonuca ulaşmaz. Salt veri ile beslenen beşeri bilim değildir der, burada yine kelime kökenine bakar. Almancada beşeri bilimin kelime anlamı ruh bilimidir.
Odak noktaları böyle olmakla birlikte kısacık kitapta çok daha fazla şeyden bahsediliyor. Bu yazı ilginizi çektiyse kitaba da göz atmanızı öneriyorum.
Okursanız, okuduysanız ya da bu yazı hakkında düşündüklerinizi benimle paylaşmak isterseniz Instagram, mail ya da bu blogun yorumları üzerinden bana ulaşabilirsiniz, çok mutlu olurum.
Sevgi dolu kalın!




Comments